Haberler

Hapishanede intihar eden 16 yaşındaki Bilal’e görevliler sabır göstermiş!

Güncel Hukuk Dergisi Nisan sayısında yayınlanmıştır.

Çocuk Gelişim Uzmanı Ezgi Koman – Gündem Çocuk Derneği

CEZAEVİNDE İNTİHAR EDEN 16 YAŞINDAKİ BİLAL’E GÖREVLİLER “SABIR” GÖSTERMİŞ!cezaevinde-bin-686-cocuk-mahkum

“16 yaşındaki Bilal, Kars Cezaevi’nin çocuk koğuşunda tutukluyken intiharı dener. İnfaz koruma memurlarının yetişmesiyle Bilal kurtarılır, kaldığı koğuşa geri gönderilir. Olayın ardından Cezaevi Müdürü ile konuşurken “cezaevi yaşamına uyum göstermekte zorlandığını ve psikolojik sorunlar yaşadığını” anlatır. Ancak bu konuda cezaevi yönetimi herhangi bir destek geliştirmez. İntihar girişiminde bulunduğu için hakkında disiplin soruşturması başlatılan Bilal’e, disiplin kurulu tarafından herhangi bir ceza uygulanmaz ama “diğer mahkûmlara kötü örnek olduğu” söylenir ve “söz konusu şeyleri” tekrarlaması halinde daha ağır bir muameleye tabii tutulacağı hakkında uyarıda bulunulur.

Bilal 19 Ocak günü tekrar intiharı dener. Bu kez de kurtarılır ve tedavi için hastaneye kaldırılır. İntihar denemesinden 9 gün sonra yani 28 Ocak tarihinde ise Erzurum Cezaevi’ne nakledilir. 9 Şubat günü Erzurum Cezaevinde kalan diğer çocuklardan biri Erzurum Cezaevi Müdürü’ne, Bilal’in “garip davrandığını”, kendini asmaktan söz ettiğini ve davranışlarının çocuk koğuşundaki diğer çocuklara kaygı verdiğini söyler. Bunun üzerine Bilal aynı gün çocuk koğuşundan yetişkin koğuşuna nakledilir. Bilal’in nakli resmi kayıtlara “Bilal, kimliğinde on yedi yaşında olduğu görünmesine karşın, aslında daha yaşlı olduğunu ve bu nedenle bir yetişkin koğuşunda tutulmayı talep etmiştir” şeklinde geçer. Ancak olaydan sonra öğrenilir ki, 16 Şubat günü Bilal Cezaevi Müdürüne başka bir koğuşa nakledilmek istediğini, koğuşundaki kişilerle anlaşamadığını söylemiştir.

27 Şubat ve 10 Aralık tarihleri arasında Bilal kişisel sorunlarını görüşmek üzere cezaevi müdürünü acilen görmesi gerektiğini ifade eden, “22 mektup” yazar ve Cezaevi Müdürü ile Savcı’ya gönderir. Taleplerine birkaç kez olumlu yanıt verilen Bilal, cezaevi müdürüyle görüşebildiğinde başka bir koğuşa nakledilmek istediğini anlatır. Ayrıca ailesinin kendisini düzenli olarak ziyaret edemediğini, hiç parasının olmadığını ve para kazanmak için cezaevinde çalışmak istediğini de söyler. Hapishane görevlileri tarafından hazırlanan bir rapora göre; “15 Aralık tarihinde Bilal, Müdür Yardımcısı ile görüşmüş ve başka bir hücreye nakledilme talebini bildirmiştir. Talebi reddedildiğinde ise tıraş bıçağı ile bir cezaevi görevlisine “saldırmaya çalışmış, hücresindeki lavaboyu tekmeleyerek kırmış ve yatağını ateşe vermiştir”. Cezaevi yetkilileri tarafından hazırlanan diğer bir rapora göre de 17 Aralık günü saat 10.00 civarında Bilal arka arkaya birkaç kez başını hücre duvarlarına vurarak kendini yaralamış ve tedavi edilmek üzere revire götürülmüştür.

Günün ilerleyen saatlerinde Bilal tek başına bir hücreye yerleştirilir. Aynı gün saat 13.30 civarında ise hücrede bulunan yatak çarşafıyla kendini hücresinin demir çubuklarından asarak yaşamına son verir. Bilal’in ölümü aileye 13 gün sonra söylenir.

2004 yılında gerçekleşen bu olayın ardından Bilal’in anne ve babası Erzurum Savcılığı, Adalet Bakanlığı, Erzurum İdare Mahkemesi ve Danıştay’dan yetkililerin oğullarının yaşam hakkını koruyamadıkları için cezalandırılmasını talep etmiştir. Ancak olayla ilgili Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü oğullarının intiharını ailesine bildirmeyen cezaevi yetkilileri hakkında disiplin soruşturmasının başlatıldığını bildirirken ailenin talep ettiği ceza soruşturması ilgili savcı tarafından sona erdirilmiş yani olay cezasız kalmıştır. Bunun üzerine aile ulusal yetkililerin “oğullarının yaşam hakkının ihlal edildiği, oğullarının kasten öldürülmüş olduğu, yetişkin koğuşuna nakledilmesinin hukuka aykırı olduğu, etkin bir soruşturmanın gerçekleştirilmediği, cezaevi otoritelerinin oğullarının ölümü ile ilgili olarak ihmalci davrandığı dolayısıyla yetersiz ve başarısız oldukları, özellikle bu ihmalin oğullarının Kürt olmasından kaynaklandığı yönünde” iddia ile AİHM’e başvurmuştur. AİHM başvuryu kabul etmiş ve 2012 yılında verdiği kararda2; “tutuklu kişilerin savunmasız bir durumda olduğu ve yetkililerin bu kişileri koruma görevi bulunduğunu” vurgulamıştır. Bilal’in yetişkin koğuşuna geçme talebinin değerlendirmeye alınmasını şaşırtıcı bulan Mahkeme, cezaevi yetkililerinin çocuk mahkûmların tutukluluğuna ilişkin uluslararası mekanizmalara uygun hareket etmediğini belirterek ulusal makamların Bilal’İn sorunlarından haberdar olmasına karşın bu makamların “bu riskin ortaya çıkışını engelleyici tedbirler” almayarak yükümlülüğünü yerine getirmediğini belirtmiştir.

Cezaevi yetkililerinin, ikinci intihar girişiminden sonra açık bir şekilde ihtiyaç duyduğu psikolojik desteği Bilal’e sağlamadığını da söyleyen Mahkeme, Bilal’in sorunlarına gösterilen duyarsızlığa da vurgu yaparak Türkiye’yi yaşam hakkını korumama ve etkili soruşturma yapmama sebepleriyle mahkum etmiştir 1. Bilal’in ölümünü hatırlayan var mı bilmiyorum. Bir tarama yapıldığında ölümüyle ilgili herhangi bir haber yapılmadığını anlıyoruz. 2012 yılında AİHM tarafından verilen bu kararın haberlerini hatırlayan ise belki vardır, en çok da  hukukçulardır. Halbuki ölümü haber değeri taşımayan Bilal hakkında verilen bu karar bugünlerde bir kere daha açığa çıkan çocuk cezaevlerinde yaşanılanlara ilişkin çok fazla şey söylüyor…

Bilal Hakkında Verilen Karar Ne Diyor? AİHM Bilal’le ilgili kararı verirken Avrupa Cezaevi Kurallarını, BM Çocuk Hakları Komitesi’nin yorumlarını, CPT’nin Türkiye raporlarında yer alan çocuk cezaevlerinin durumuna ilişkin kaygılarını temel dayanak olarak alıyor. Bu dayanakların ortak ilkesi elbette 18 yaşından küçük bireylerin özgürlüklerinden yoksun bırakılmalarının en son ve sadece çocukları korumak için başvurulması gereken bir uygulama olması gerektiği. Alıkonduğu durumlarda ise çocukların sadece çocuklarla birlikte kalması gerektiğinin altına çiziyor ve bu çocuklara yönelik devletin pozitif yükümlülüklerinden söz ediyorlar.

AİHM’in vermiş olduğu bu karar; -bu yazının dikkat çekmek istediği konu olan- devletin cezaevlerindeki çocuklara ilişkin pozitif yükümlülüğüyle ilgili ise şöyle diyor:

– Tutuklu çocuklar savunmasız durumda bulunurlar. Yetkililerin bu çocukları koruma görevi bulunur. Bu nedenle tutukluluk esnasında meydana gelen yaralanmalara açıklama getirmek devletin sorumluluğundadır.

– Yetkililer cezaevlerindeki çocukların yaşamına ilişkin gerçek ve ani bir riskin varlığın olup olmadığını bilmesi gerekmektedir. Bunu bildiğinde de bu riskin ortaya çıkışını engelleyecek tedbirleri almak durumundadır.

– Cezaevi yetkilileri çocukları koruma görevlerini onların hak ve özgürlüklerine dokunmayarak yerine getirmelidir.

– Yetkililer cezaevlerinde kalan çocukların ihtiyaçlarını ve statülerini dikkate alan özel düzenlemeler yapmalıdır.

– Devlet; kasıtlı ve hukuka aykırı öldürmeden sakınmanın yanı sıra özellikle kendi yetki alanında bulunan kişilerin yaşamlarının korunmasına ilişkin uygun tedbirleri alma yükümlülüğünü yerine getirmelidir.

Bilal’in yaşamını kaybettiği olayın ardından neredeyse 10 yıl geçti. 10 yıl içerisinde cezaevlerinde değişen birşey var mı? Bu süreçte çocuklar için olumlu diyebileceğimiz devlet herhangi bir tutum gerçekleşti mi? Cezaevlerinde çocukların ihtiyaçlarını fark eden ve ona yanıt veren bir sistem söz konusu mu?

Bu soruların yanıtını cezaevlerinde yaşamını kaybeden çocuklar, Pozantı’da, Şakran’da, Ankara Sincan, Maltepe Van Kapalı Çocuk Ceza İnfaz Kurumlarında çocukların yaşadıkları şiddet, kötü muamele veriyor. Bu konularla ilgili devletin her bir olayı münferit bir olaymış gibi göstermesi, bu olayları haber yapanları tutuklaması, şiddete uğrayan çocuklarla ilgili tek bir sorumluyu bile cezalandırmaması hatta bu çocukları başka bahanelerle tutuklanmaya çalışması anlatıyor son 10 yılda çocuk cezaevlerinde yaşanılanları.

2004 yılından beri hiçbir şekilde olumlu bir yol alınmayan çocuk cezaevlerinde, son dönem açığa çıkan olaylarda, Bilal hakkında verilen bu karara göre devletin yapması gerekenler neydi?

Her zaman söyledik. Kapalı kurum doğası gereği şiddet üretir. Zaten bir dizi hak ihlallerine uğramış çocukları kapattıkça, kapatıldıkları yerlerde de daha ağır hak ihlallerine maruz bıraktıkça, sonuç olarak karşımıza dinlemekten bile utandığımız çocukların birbirine uyguladıkları ya da Bilal’in yaptığı gibi kendisine yönelik şiddet ortaya çıkar.

İşte bu yüzden öncelikli olarak devlet bu çocukları tutuklamayacak, başka ülkelerde pek çok örneği olan düzenlemeleri yaşama geçirecekti. Ama yapmadı. Tıpkı Bilal’de olduğu gibi…

Bir çocuk bir başka çocuğa -bu kendisi de olabilir- akıl almaz derecede şiddet uyguluyorsa o çocuğun desteğe ihtiyacı olduğu açıktır. Bunu birçok kez yapıyorsa bu aslında bir yardım, bir destek çağrısıdır ve bu çağrıya kimsenin yanıt vermediğinin açık bir göstergesidir. Devlet bu çocukların birbirine karşı ağır şiddet uygulayabilecek hale geldiğini fark etmeli, bu konuda çocukların hak ve özgürlüklerini temel alarak acil iyileştirici, destekleyici tedbirler uygulamalı ve bu şiddetin önüne geçmeliydi. Ama yapmadı. Tıpkı Bilal’de olduğu gibi.

Bir şekilde basına yansıyan ve kamuoyunun da haberdar olduğu bu olayın ardından hemen görevliler hakkında soruşturma yoluna giderek sorumluları cezasız bırakmamalıydı. Henüz bu konuda alınan yol, yapılan bir açıklama dahi yok… – Pozantı’da yetkililerin beraat etmesine bakarsak bu aslında konuda bir umudumuz da yok- Tıpkı Bilal’in ölümünden sonra olduğu gibi…

Olaylar açığa çıktıktan sonra “şiddet uygulayarak ya da nesnesi olarak aslında şiddete maruz kalan bu çocuklar” için acilen iyileştirici bir mekanizma geliştirmeli, bu çocukları kendilerini güvenli hissedecekleri ebeveynlerinin yanına göndermesi gerekirdi. Bu konuda da hala bir gelişme yok.

Siz devlet olarak taraf olduğunuz BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin, Çocuğa Özgü Adalet Sistemine ilişkin standartların gerektirdiklerini yerine getirmeyip çocukları kapatacaksınız, kapattığınızda da yetki alanızdaki bu çocukları korumayacak, onların ne tür desteğe ihtiyaçları var görmeyecek hatta görmezlikten geleceksiniz, olaylar ayyuka çıktığında bile çocuklar için herhangi bir iyileştirme çalışması yapmayacak, iyileşmeleri için desteklemeyecek ve ebeveynlerinin yanına göndermeyeceksiniz, kapıları da ısrarla bağımsız izlemeye kapatacaksınız sonrasında yaşanılanalar hakkında ya Bilal’de olduğu gibi “görevliler ‘sabırlı’ davranmıştır diyeceksiniz ya da Sincan’da olduğu gibi işkenceye uğrayan çocukları kamu görevlisine zarar vermekten yargılayacaksınız.

Şiddet insanlık onurunu zedeler. İnsanın yaşamla bağını kopartır. Çocuklarda daha da ağır izler bırakır. İşte bu yüzden biz bu çocuklar için çok endişeliyiz. Endişeliyiz çünkü devletin onlara karşı yükümlülüklerini yerine getirmedikleri için kapatıldıklarını, kapatıldıkları bu yerlerde de insanlık dışı olaylara maruz kaldıklarını biliyoruz. İşte bu yüzden çocuk cezaevlerinin kapatılmasını talep ediyoruz.

Ama bir endişemiz daha var: Şakran’da ve diğer kapalı kurumlarda şiddete maruz kalan bu çocuklar için en ufak bir endişe duymayan “devlet” için hala sessiz bir “sabır” gösteriyor olmamız… Daha kaç çocuğun cezaevlerinde yaşamına son vermesini, kaç çocuğun haberini okumaktan bile çekindiğimiz şiddete maruz kalmasını bekliyoruz ki?

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s